Anasayfam Yap    Sık Kullanılanlara Ekle  

 ANASAYFA
  Şiirlerim
  Denemelerim
  Anılarım
  Din Sosyolojisi
  Spor Yorumlarım
  Siyaset/sosyalbilim Analizlerim
  Eğitim Yazılarım
  Kitap Tanıtım/Kitap Okuma Kılavuzu
  Polemik Yazılarım
  Mizah/Özlü Sözler
  Sizden Gelenler(İncelemeleriniz,Şiirleriniz)
  Mektuplar
  M.Veysel Karataş'tan Siyaset Bilim Analizleri
  Tartışma Platformu
  Okur Yorumları
  İlginç Kişilik Tahlilleri ve Testler
  Servet Kızılay'dan Analizler
  Mehmet Yöndem Şiirleri
  Prof.Dr.Yasin Aktay
  Ahmet Turhan'dan denemeler
  Yayımlanan Çalışmalarım
  İbrahim Aktay
  Betül Aktay
  etkinlik haberleri
 

[Tüm Duyurular] 

sosyoloji çalıştayı  Sakarya Üniversitesi Sosyoloji bölümünün düzenlediği ulusal sosyoloji Çalıştayı 07 Kasım Cumartesi günü Sapancada yapılacaktır / 05.11.2009
kısa duyurular  kısa duyurular burada.. / 19.06.2009
 
betül aktay :  canım abim daha güzel olabilirdi ama yinede tebrikler
 
neriman :  teşekkr ederm hocam paragraftaki ayrıntıları görmek için çok ii..
 
Enis DOĞRUSEVER-SAKARYA :  Beşte haftayım(devre) onda biter,deyimini atlamışsınız,bu haftayım lafını yıllar sonra Half time ın dilimize çevrildiğini anlayacaktım harika bir yazı
 

[Tüm Resimler] 

[Tüm Siteler] 

  Tophane haber
  Şairler Birliği
  vadi yayınları
  yasin aktay
  Fikir Yorum
Modern Cilalı Taş Devri
Cilalı koridorlarda gezip cilalı sözler sarf eden ve kişiliklerini habire cilalayan modern insan için hayat, tüm akışkanlığı ile bir belirsizliğe daha gömülüyor her gün. Bu belirsizlik ve acizlik insanı boğdukça sahte bir diklenme ve meydan okuma da buna eşlik ediyor. Bunu sağlamaya çalışan da modern dünyanın yaşam koçları.

Bunlar, türlü illizyon gösterileri ile insanlara Firavunun sihirbazları gibi yalan bir dünyayı gerçekmiş gibi algılamaya ve bu dünyada gerçek birer bireymişlercesine hareket etmeye yönlendirerek sahte cesaretler aşılıyorlar. Bu cesaretle yollarına devam eden bireyler adeta taşlaşmış kalpler ve ruhlarla dünyanın dört bir tarafında modern şirketlerin, medyanın, reklam endüstrisinin ve siyasetin kısaca kapitalizmin öncüleri olmuşlardır. Bu sahteliğin farkına varan bireyleri saran depresif haller ve psikoz vakaları ise onlara eşlik eden psikologlar ve terapistler yardımıyla aşılmaya çalışılsa da aslında durum gittikçe daha kötüye gitmektedir. Bize lazım olansa aslında sadece azıcık hakikattir.

Prometeus’un, Olimpios dağına çıkıp tanrıdan ateşi çalışını din ve bilim; insan ve tanrı arasındaki rekabetin miladı kabul edenler, bu milattan bu yana insanoğlunun bilgisinin Allah’ın bilgisi karşısında ulaştığı mesafeyi düşündüklerinde çıldırıyor olmalılar. Tıpkı şu hikayede olduğu gibi:

Kendisi pek kibirli ve bir o kadar da insanlara tepeden bakan ve bilgisiyle övünen şımarık bir adama mütevazı bir halk bilgesinin verdiği ders ise şudur: “azizim” der, bilge; “tanrının bilgisi yanında insanların bilgisi ne kadardır gösterebilir misin?” diye de sorar. Küstah ve şımarık kişi “bunu bilmeyecek ne var?” diyerek elindeki beyaz kağıdın ortasına çiziktirdiği küçük bir noktayı göstererek, “işte bu kadardır.” Der. Bilge kişi hemen atılır “peki bu nokta içinde senin bilgin ne kadardır, gösterebilir misin?” diye sorarak taşı gediğine oturtur.
İşte durum böyleyken modern dünyada bireyin kendisine güven kazanma gerekliliklerinden en önemlisi olarak vurgulanan “bilgi birikimi” hedefine insan ne zaman ulaştığında kendine güven denilen sihirli asaya ulaşacaktır? Evrendeki bilinenlerin, bilinmeyenler karşısında insanı hiçliğe sürükleyen durumu bu konuda pek de ümitvar olmamıza olanak tanımıyor. Belki de bizlere lazım olan azıcık tevazudur.
Şiddetli bir şekilde kabız olan kral, tüm hekimlerinden yardım ister ama çare bulamaz en sonunda Behlül’ü Dana’ya başvurur ve der ki: “Kurtar beni bu işten dile benden ne dilersen!”

Behlül’ü Dana “Kurtarırım ama bir şartla, tahtını bana devredeceksin.” Kral, çaresiz kabullenir ve söz verir. Çok geçmeden Behlül’ün hazırladığı ilaçla sağlığına kavuşur. Tahtını devredeceği sırada ise Behlül’ü Dana “Bir kabızlığa devredilen tahtı ne yapacağım” diyerek durdurur kralı. Bu hikayede kariyer planlamacılarının zirve noktası diyerek insanlara gösterdikleri cennetin nemenem bir şey olduğu gösteriliyor. Belki de bize lazım olan azıcık kanaattir.

NLP, kişisel gelişim uzmanlarının kişilikleri cilalamak için eldeki tüm sermayelerini harcamaları bile insanın, Allah karşısındaki gerçek durumunu değiştirmez. Beden dili ile karşı tarafa verilen mesajlar, kendine güven ayinleri ve diksiyon hokkabazlıkları ile insanları sanal dünyada yönlendirecek sanal kişilikler(münafıklar) üretmeyi hedefleyen odaklara; Hz. Ömer’e kölesinin “ey emirül müminin bu şekilde suyun başında durmanız ve abdest almanız karşı tarafta iyi bir algı üretmiyor” uyarısına “İzzet ve şeref Allah’a mahsustur” diyerek karşılık vermesi bir şey ifade eder mi acaba? Ne dersiniz acaba bize lazım olan birazcık kulluk mu?
Eklenme Tarihi: 09.09.2008

 
 

SİZİN YORUMLARINIZ

 16 / 56 / 273.283  

AJANS56.COM