|
|
|
| Modern Cilalı Taş Devri |
Cilalı koridorlarda gezip cilalı sözler sarf eden ve kişiliklerini habire cilalayan modern insan için hayat, tüm akışkanlığı ile bir belirsizliğe daha gömülüyor her gün. Bu belirsizlik ve acizlik insanı boğdukça sahte bir diklenme ve meydan okuma da buna eşlik ediyor. Bunu sağlamaya çalışan da modern dünyanın yaşam koçları.
Bunlar, türlü illizyon gösterileri ile insanlara Firavunun sihirbazları gibi yalan bir dünyayı gerçekmiş gibi algılamaya ve bu dünyada gerçek birer bireymişlercesine hareket etmeye yönlendirerek sahte cesaretler aşılıyorlar. Bu cesaretle yollarına devam eden bireyler adeta taşlaşmış kalpler ve ruhlarla dünyanın dört bir tarafında modern şirketlerin, medyanın, reklam endüstrisinin ve siyasetin kısaca kapitalizmin öncüleri olmuşlardır. Bu sahteliğin farkına varan bireyleri saran depresif haller ve psikoz vakaları ise onlara eşlik eden psikologlar ve terapistler yardımıyla aşılmaya çalışılsa da aslında durum gittikçe daha kötüye gitmektedir. Bize lazım olansa aslında sadece azıcık hakikattir.
Prometeus’un, Olimpios dağına çıkıp tanrıdan ateşi çalışını din ve bilim; insan ve tanrı arasındaki rekabetin miladı kabul edenler, bu milattan bu yana insanoğlunun bilgisinin Allah’ın bilgisi karşısında ulaştığı mesafeyi düşündüklerinde çıldırıyor olmalılar. Tıpkı şu hikayede olduğu gibi:
Kendisi pek kibirli ve bir o kadar da insanlara tepeden bakan ve bilgisiyle övünen şımarık bir adama mütevazı bir halk bilgesinin verdiği ders ise şudur: “azizim” der, bilge; “tanrının bilgisi yanında insanların bilgisi ne kadardır gösterebilir misin?” diye de sorar. Küstah ve şımarık kişi “bunu bilmeyecek ne var?” diyerek elindeki beyaz kağıdın ortasına çiziktirdiği küçük bir noktayı göstererek, “işte bu kadardır.” Der. Bilge kişi hemen atılır “peki bu nokta içinde senin bilgin ne kadardır, gösterebilir misin?” diye sorarak taşı gediğine oturtur.
İşte durum böyleyken modern dünyada bireyin kendisine güven kazanma gerekliliklerinden en önemlisi olarak vurgulanan “bilgi birikimi” hedefine insan ne zaman ulaştığında kendine güven denilen sihirli asaya ulaşacaktır? Evrendeki bilinenlerin, bilinmeyenler karşısında insanı hiçliğe sürükleyen durumu bu konuda pek de ümitvar olmamıza olanak tanımıyor. Belki de bizlere lazım olan azıcık tevazudur.
Şiddetli bir şekilde kabız olan kral, tüm hekimlerinden yardım ister ama çare bulamaz en sonunda Behlül’ü Dana’ya başvurur ve der ki: “Kurtar beni bu işten dile benden ne dilersen!”
Behlül’ü Dana “Kurtarırım ama bir şartla, tahtını bana devredeceksin.” Kral, çaresiz kabullenir ve söz verir. Çok geçmeden Behlül’ün hazırladığı ilaçla sağlığına kavuşur. Tahtını devredeceği sırada ise Behlül’ü Dana “Bir kabızlığa devredilen tahtı ne yapacağım” diyerek durdurur kralı. Bu hikayede kariyer planlamacılarının zirve noktası diyerek insanlara gösterdikleri cennetin nemenem bir şey olduğu gösteriliyor. Belki de bize lazım olan azıcık kanaattir.
NLP, kişisel gelişim uzmanlarının kişilikleri cilalamak için eldeki tüm sermayelerini harcamaları bile insanın, Allah karşısındaki gerçek durumunu değiştirmez. Beden dili ile karşı tarafa verilen mesajlar, kendine güven ayinleri ve diksiyon hokkabazlıkları ile insanları sanal dünyada yönlendirecek sanal kişilikler(münafıklar) üretmeyi hedefleyen odaklara; Hz. Ömer’e kölesinin “ey emirül müminin bu şekilde suyun başında durmanız ve abdest almanız karşı tarafta iyi bir algı üretmiyor” uyarısına “İzzet ve şeref Allah’a mahsustur” diyerek karşılık vermesi bir şey ifade eder mi acaba? Ne dersiniz acaba bize lazım olan birazcık kulluk mu?
|
| Eklenme Tarihi: 09.09.2008 |
|
| |
| |
SİZİN YORUMLARINIZ |
|
|
|