|
|
|
| Almanya Maçının Ardından |
Türk Milli Takımının Euro 2008 deki performansı modern futbolun işbölümü, profesyonelleşme, sistem, kondüsyon, teknik-taktik, strateji temelli iş ahlakına bir başkaldırıydı aynı zamanda. Bu başkaldırının en önemli nüvesini, modern futbolun dayandığı temel özellikleri reddeden Türk futbolunun özelliklerinde bulmak mümkün.
Amatör ruh, dağınıklık, stratejisi belli olmayan, tesadüflere dayanan, sistemsizliği sistem edinen bu futbol anlayışı son dakikalara kadar golü kovalama inadına dönüşen bir sürprizler oyununa dönüştürüyordu futbolu.
“Top yuvarlaktır”, “inancın gücü” ile açıklanan metafizik temelli beklentilerle oluşturulan İsviçre, Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan karşısında elde edilen zaferlerle başarılı olan bu strateji(!)nin Almanlar karşısında aynı başarıyı gösterebileceği merak konusu idi. Ancak Almanların, beklentilerin aksine oyunu çok da sistematiğe bağlamadan “Türk gibi” oynayarak ve son dakika golüne yaslanarak kazanmaları ilginçti. Burada sistem mi sistemsizlik mi kazandı sorusunun cevabını bu maçta bulduğu şüphelidir aslında. Çünkü, Lahm’ın son dakika golü, o dakikaya kadar kendisini inkar edercesine Alman sistematiği ile oynayan Türklere bir Türk şakası gibiydi.
Türk milli takımının turnuva boyunca metafizik algılara konu olan oyun yapısı ve elde ettiği sonuçlarla futbol kamuoyunu şaşırtması ve turnuvada uzun yıllar hatırlanacağı izler bırakması ilgiye değerdi.
Ünlü İngiliz futbolcu Gary Lineker’in meşhur “futbol 22 kişi ile karşılıklı oynanan ama sonunda Almanların kazandığı bir oyundur” sözü az kalsın yerini “futbol 90 dakika oynanan ama uzatma dakikalarında Türklerin kazandığı bir oyundur” sözüne bırakacaktı ki korkulan olmadı ama turnuva o seyriyle devam etseydi futbolun tüm yerleşik değerleriyle dalga geçercesine Türk milli takımı futbol kurallarına mahalle maçlarından bildiğimiz eski ama futbol dünyasına yeni bir katkı yapacak bir takım kurallar armağan edebilirdi. “üç korner bir penaltı” gibi ya da berabere biten maçların galibinin belirlendiği meşhur replikle “atan kazanır”.
Türk milli takımı ile Alman milli takımını karşı karşıya getiren maç modern dünya ile öteki dünyanın rövanşı gibi algılandı bazı çevrelerde, hatta maçı medeniyetler çatışması bağlamında ele alanlar yanında; sistem mi ruh mu; rasyonalite mi metafizik mi; bedeviler mi hadariler mi kazanacak tartışmasına dönüştürenler vardı.
Euro 2004’te Yunanistan’ın futbol dünyasına yaptığı şakanın bir benzerini bu turnuvada Türkiye’nin de yapabileceği endişesinin futbola rasyonel temelli hesaplarla yaklaşan ve bunun için ölçüsüzce ve delice yatırım yapan futbol endüstrisine kabus yaşattığı kesin. Çünkü, taktik strateji, teknik, sistem, profesyonellik gibi rasyonel hesaplar neredeyse yerini Servet’in “ayağım kopsa da oynamak istiyorum”una bırakacak ya da 3-5-2; 4-4-2 tartışmaları yerini Einstein’ın izafiyet teorisine bırakacaktı. Löw’ün “Türkiye’ye karşı tedbir almakta zorlanıyorum, ne oynadıkları belli değil” sözü bu endişelerin düzeyini göstermesi açısından ilginçtir. Neyse ki Almanya Yunanlılardan sonra dünya futbolunun başına gelebilecek ikinci bir kazayı Türkler gibi bir oyun yapısı ile son dakika golüne tutunarak engelledi şimdilik. Ama Türklerin ilk fırsatta Viyana kapılarına dayanma histerisinin bu turnuva ile sonlanmayacağı da kesindir.
Türk milli takımının turnuva boyunca ortaya koyduğu oyun şekli ve halkımızın tüm unsurlarıyla turnuvaya yaklaşım tarzı bir büyük grup psikolojisi çalışmalarına esin kaynağı oluşturacak malzemeler barındırıyor. Türk grup davranışlarını izah ettiği kitabında Psikiyatrist Erol Göka’nın yerinde tespiti ile Türkler, uzun yolculuklar öncesinde hazırlık yapma fikrine “göcük yolda dizilir”le cevap veren bir millettir, sistem mistem hak getire “atan kazanır”.
|
| Eklenme Tarihi: 14.07.2008 |
|
| |
| |
SİZİN YORUMLARINIZ |
|
|
|