|
|
|
| Siirt'i Yazamamak... |
Harabe çocuklarının tebessümlü ve sümüklü yüzlerini hatırlatıyor bana Siirt.
Ankara'da, bir apartman dairesinin soğuk duvarları, çocuklarımda harap olmuş bir çocukluk üretecek korkusuyla,
her gün işe koştururken, burnumda tüten bir koku, adına hasret mi derler sıla mı? Bilinmez..
Şu bir gerçek ki;
Bir masal idiyse çocukluğum; bu masaldaki pembe renklerin ve renkli desenlerin; peri kızlarının ve padişahların havsalama yerleşmesinde emeği çoktur Siirt'in.
Hilmi Yavuz üstadımızın "yaşlılığı beton laleden" dediği Siirt, hala o tadı veriyor mu çocuklarına belirsiz ama biz o tadı aldığımız için bir türlü büyüyemeyen Yetişkin Siirt'li çocuklarda; o tadın damaklarda kaldığı kesin.
Bundan dolayıdır ki her Siirt konulu yazıya, yazıyı istila eden bu nostaljik bir duygu da eşlik etmektedir. Kelimeler geçit vermez bir dağ gibi. Bu yüzden bu duyguyla başaçıkıp sözleri sıralamak ne mümkün?
İstisnasız her yetişkin Siirt'linin damağındaki o tad, yazılarına da hüküm sürüyor.
Siirt'i yazmak işte böyle bir şey, Siirt'i yazamamak aslında...
O zaman, Sözün bittiği yerde şiir konuşur dersek belki de bu durum, sükut suretinde
anlamlı bir haykırışı dile getirebilir:
SAFFARLAR ÇARŞISI
Unutuldu
Saat Kulesi'nde ayarlandığı Süveyka'da zamanın
'Tillo'da her ermişin su çektiği kuyu kurudu'
Kalmadı
ırmak yağmurlarına duyarlı
hayretlere ayarlı çocuklar
sustu
ve büyüdü
Saffarlar Çarşısı'nın
çekiç sesleri
Ulu Camii Minaresi'nin Çinileri buruk
salkım salkım üzümü, zivzik narı ve balı
Siirt'in fazlasıyla üzerdi zılgıt çeken kızları
Aydın Aktay
|
| Eklenme Tarihi: 26.01.2007 |
|
| |
| |
SİZİN YORUMLARINIZ |
| Yorumlayan: 604'ten NADİDE Tarih:
|
siirt'i yazamamak belki nefes alamamak sizin için eee hocam daha oksijensiz kalmaya ne kadar dayanabilirsiniz?
|
|
|