Anasayfam Yap    Sık Kullanılanlara Ekle  

 ANASAYFA
  Şiirlerim
  Denemelerim
  Anılarım
  Din Sosyolojisi
  Spor Yorumlarım
  Siyaset/sosyalbilim Analizlerim
  Eğitim Yazılarım
  Kitap Tanıtım/Kitap Okuma Kılavuzu
  Polemik Yazılarım
  Mizah/Özlü Sözler
  Sizden Gelenler(İncelemeleriniz,Şiirleriniz)
  Mektuplar
  M.Veysel Karataş'tan Siyaset Bilim Analizleri
  Tartışma Platformu
  Okur Yorumları
  İlginç Kişilik Tahlilleri ve Testler
  Servet Kızılay'dan Analizler
  Mehmet Yöndem Şiirleri
  Prof.Dr.Yasin Aktay
  Ahmet Turhan'dan denemeler
  Yayımlanan Çalışmalarım
  İbrahim Aktay
  Betül Aktay
  etkinlik haberleri
 

[Tüm Duyurular] 

sosyoloji çalıştayı  Sakarya Üniversitesi Sosyoloji bölümünün düzenlediği ulusal sosyoloji Çalıştayı 07 Kasım Cumartesi günü Sapancada yapılacaktır / 05.11.2009
kısa duyurular  kısa duyurular burada.. / 19.06.2009
 
betül aktay :  canım abim daha güzel olabilirdi ama yinede tebrikler
 
neriman :  teşekkr ederm hocam paragraftaki ayrıntıları görmek için çok ii..
 
Enis DOĞRUSEVER-SAKARYA :  Beşte haftayım(devre) onda biter,deyimini atlamışsınız,bu haftayım lafını yıllar sonra Half time ın dilimize çevrildiğini anlayacaktım harika bir yazı
 

[Tüm Resimler] 

[Tüm Siteler] 

  Tophane haber
  Şairler Birliği
  vadi yayınları
  yasin aktay
  Fikir Yorum
İslami Hareketin Türkiye'deki Serencamı
“Sen topuğunu gösterirdin ve savaş başlardı
Müminler müşriklerle savaşırlardı”(İ.Ö)

1980’li yıllardan sonra ve İran İslam Devrimi’nin ertesinde dünyada, islami hareketlerin canlanmasının en hızlı yaşandığı örnekler en belirgin şekliyle kendisini hissettiriyordu.

Mısır, İran ve Ortadoğu’dan gelen haberler ve buralardan çevrilen eserlerin etkisiyle Türkiye’de islami hareketi temsil eden çevrelerde ilginç bir siyasal söylem jargonu da doğmaktaydı.

Cihat, biat, şehadet, hicret, daru-l İslam,darul harb fıkhı, tağut ve onun açılımlarını temsil eden tağuti rejim, ve düzen kavramları gibi yeni bir literatürün oluşmasıyla, bambaşka bir dile ve çehreye bürünen bir islami cereyan etkisini göstermeye başlamıştı.

Bu dönemde hareketlerde aktif olarak bulunan bireylerin anlam dünyalarını oldukça belirleyen bu kavramlar eşliğinde oluşan söylem, hayat tarzı veya jargon, insana bambaşka iklimlerin havasını soluma imkanı da tanıtırken; bunun karşısında gelişen bir başka söyleme, jargona ya da hayat tarzlarına da kapıyı aralıyordu.

Siyasal ya da kültürel İslam kategorileri ile ifadelendirilebilecek bu gerilim aslında sadece Türkiye’de değil dünya coğrafyasının farklı bölgelerinde yaşayan tüm Müslümanları da içine alan bir araştırmanın, ilginin konusunu da oluşturuyordu.

Türkiye özelinde yaşanan reel durum ise bambaşka bir çelişki arzetmekteydi. Çünkü, seksenli yıllarda tağuti rejim ya da düzen olarak tanımlanan siyasal irade de tağuti tavrın en belirgin göstergeleri olan Allah’a düşmanlık ya da İslam aleyhtarlığı hiçbir aleni tavırla ortada yokken var olduğu kabullenilerek karşısında bilenilmiş bir sanal tağuti rejim ya da fikrine karşı bir başkaldırının; müzikler, mitingler, kitaplar ya da bilumum çeşitli organlar aracılığıyla şova dönüştürüldüğü görülmektedir.

Oysa, tağut olarak addedilen Allah düşmanı ya da İslam aleyhtarı bir siyasal erkin, bu bilenmiş topluluğun karşısına çıkmamaya kararlı gözükmek bir yana el altından İslamlaşmaya hatta bazı hassas bölgelerde bu oluşumları palazlandırmaya yönelik hamleleri de söz konusudur.
Ortada birbirlerine karşı bilenmiş iki topluluğun birbirleriyle Seyyit Kutub’un ifadeleriyle “yolların ayrılış noktası” olarak ortaya konulan bir saflaşması da söz konusu değildir.

Veya bir savaş için, mücadele için birbirlerine karşı saflaşmış iki taraftan değil, bir tarafın diğer tarafa ona haber vermeden giriştiği bir meydan savaşı söz konusudur. Ve bu savaş sadece yazılarla, ilahilerle, mitinglerle desteklenmiş bir gürültü veya bir yaygara şeklindedir.

Bu yüzden Türkiye’deki İslami hareket olgusunun beslendiği dinamiklerin hangi gerçekliklerin temelinden beslendiği sorunu daha derinlikli bir sorgulamanın yapılmasını hak ediyor.

Söz konusu dönemde; şehadete özlemin, asrı saadete dönmenin ya da tağuti iradeye karşı saflaşmanın gerekliliğinin kitaplarda, mitinglerde ve söylemlerde sıklıkla dile getirilmesine tek partili dönemde ezanın türkçeleştirildiği ya da kuran okumaya karşı baskıların olduğu, veya en basitinden; Cumhuriyetin kuruluşu öncesi ve hemen sonrasında halifeliğin kaldırılması, şapka devrimi ya da harf devriminde aynı şiddette rastlanmaması ayrıca tuhaftır.

Söz konusu tuhaflık, 28 Şubat sürecinde de kendisini oldukça belirgin bir biçimde göstermiştir. Aslında bu şiddetteki söylemlerin bu dönemlerde karşımıza çıkması beklenirken, el altından dünya sisteminin komünist bloğa karşı Türkiye’deki yeşil hat projelerinin ya da Güneydoğu sorununa çözüm alternatifi olarak veya Türki cumhuriyetlere yayılma stratejisi olarak derin devlet projesi anlamında siyasal iktidarca Türkiye’de islami hareketlerin desteklendiği bir dönemde bu tarz yapılanmaların ve söylemlerin varlığının çok etkili olmasını sadece İran’daki devrimin bölge ülkelere etkisiyle açıklamak çok da tatmin edici görünmemektedir.

Sanal düşmana karşı oldukça maharetli olan bir siyasal hareketin, gerçek düşmanı karşısında görünce neler yapabildiğinin trajik örnekleri, Türk siyasal tarihinde, toplumsal mukavemetin ya da muhalefetin ne kadar ciddiye alınması gerektiğinin de ipuçlarını vermektedir.
Dünyada durum böyle midir? Sorusunun cevabı da diğer bölgelerdeki mukavemetin ya da muhalefetin beslendiği dinamikler ya da ortaya koyduğu görüntülerle rahatlıkla anlaşılabilir.

İran, Suriye, Pakistan, Filistin,Mısır ve Cezayir gibi islami hareketlerin gerçekten köklü ve bir geleneğe yaslanan ve görece başarıları karşısında ;Türkiye’deki hizbut-tahrir süreci ile başlayan ve pek de yaygınlık kazanamayan hareketlerin sonradan seksen sonrası legal yollarla kazanmaya çalıştığı ivmelerin balans ayarlarına karşı mukavemeti ortadadır.

Bunun dışında Türkiye’deki islami hareketlerdeki son yıllarda gözlemlenen en önemli noktalardan birisi de, diyalektik okuma, anlama ya da yorumlama ve söylem inşa etme, tarzlarındaki değişimdir.

Seyit Kutup, Ali Şeraiti ve Mevdudi gibi insanları kategorik ifadelerle tanımlayarak bunlar arasındaki diyalektik ilişkiyi öne çıkaran yazarlardan uzun yıllar beslenen islami hareketlerin mensuplarının; son zamanlarda dinler arası diyalog, gülümseyen İslam türü okumalara yoğunlaştıkları ya da harici yorumlara karşılık gelebilecek, ilişkilerinde öteki ile mesafeleri açacak okumalardan yorumlardan uzaklaştıkları görülür. Bu durum artık bir düşman üretmemek, ya da uyumu gözeten, muhalefeti sıfırlamış, söyleyecek ve kabul ettirecek bir şeyleri kalmamış çoğunluklar üretme sorununu da beraberinde getiriyor. Ve bu sorun kur'an'da sıklıkla vurgusu yapılan ve tanımları yapılan kişiliklerin hayattaki görünümlerini imkansız hale getiriyor. Müşrik, fasık, münafık,kafir, mürted yokmuş, asla olmazmış veya olunmazmış gibi okunulan bir kitabın anlaşılabilmesi imkanı yanında, kutsiyetle yaşanmışlığına ya da yaşanacağına dair şüpheler doğuran ve böylece yeni dilini, yaşam tarzını oluşturan kalabalıklarla Türkiye’de islami hareketlerin meşruiyeti veya işlevinin Allah katındaki değerinin ne olacağı bu çevrelerde de yaygın endişelerin başını çekiyor.

Bir başka endişe de:
Daha çok içinde yaşadığı zamana ve mekana uyumu gözeten, kavgayı değil uzlaşmayı seçen bu tavrın, tanrı anlayışında görülen bir takım değişmelerde gözlemlenmektedir. Azap edici, hükmedici tanrı yerini deistik bir tanrıya, hiçbir şeye karışmayan, ritüellerde hatırlanan, seküler bir anlayışa bırakmıştır. Bu tanrının diğerinden farkı, güler yüzlü ve hoşgörülü olmasıdır.

Çocuklara bile bu tanrıyı anlatmanın elzemliği vurgulandığı için çocukların şımarıklığı yetmezmiş gibi şımarık kulların tasarrufunda bir dünyanın inşasına doğru yol alan bu süreçte Müslüman olarak katılmanın değil kalmanın imkanları da itirazlar doğurmuyor değil.

Eklenme Tarihi: 10.10.2006

 
 

SİZİN YORUMLARINIZ

 25 / 217 / 273.195  

AJANS56.COM